Cesur Yeni Türkiye

Cesur Yeni Türkiye

15 Mar 2025

Halil Nalçaoğlu

Kasım ayında İİE Bülten'de siyaset dilinin psiko-dinamiği üzerine yazmıştım. Zizek'e referansla, PKK yöneticisinin bile muhatap alınmasının ve hatta "umut hakkından" yararlandırılmasının, toplumdan beklenen bir fedakarlığın örtüsü olduğunu anlatmıştım. Özgür Özel'in "süreç süreci" adını taktığı bu süreç, bugün oldukça mesafe kat etti.

Öncelikle Öcalan, DEM Parti temsilcileri aracılığıyla bir deklarasyon yayınladı. "Önderlik," PKK'ya silah bırakma ve örgütü feshetme talimatı veriyordu. Ancak toplumda şok etkisi yaratmadı. 2013-2015 sürecinin ya da Dolmabahçe Mutabakatı'nın uyandırdığı ilginin yanından bile geçmedi. Neden?

Dünya çatışma çözümü örnekleri ve Türkiye'nin yaşadığı tecrübelerle kıyaslandığında, "süreç süreci" oldukça farklı ilerliyor. Burada dikkat çeken, barış adımlarının kendisinden çok, bu adımların nasıl atıldığı ve sunuluş biçimi.

En çok şaşkınlık yaratan hamle, sürecin ilk adımının en beklenmedik yerden, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'den gelmesi oldu. DEM'li Sırrı Süreyya Önder'in deyimiyle Bahçeli, "çiviyi o kadar yukarı çaktı ki," bu durum, bizzat Kürt siyaseti yürütenleri bile şaşkın bir sessizliğe sürükledi.

Ancak beş ay geçmesine rağmen bu sürecin neden ve nasıl geliştiğine dair net bir yanıt yok. Yalnızca tahminler ve yorumlar var. Belirsizlik, toplumun bu gelişmelere kayıtsız kalmasının temel sebeplerinden biri. Görünen o ki, kamuoyundan saklanan ciddi gerekçeler var.

Bu sürecin Türkiye politiğiyle doğrudan ilgili olmadığı yönünün ağırlık kazandığı yorumlar da var. Suriye rejiminin çökmesi, Suriye'deki Kürt gücünün bölgedeki varlığının sorgulanmaya başlanması gibi gelişmeler, bu yorumu güçlendiriyor. "Neden şimdi?" sorusuna en azından böyle bir yanıt bulunabiliyor: Ortadoğu dönüşüyor, Suriye el değiştiriyor ve eğer Türkiye bu noktada bir hamle yapmazsa, gelişmeleri dışarıdan izlemek zorunda kalabilir.

Bunun yanında, sezdirmeden yaklaşan bir seçim süreci de var. Kimi görüşlere göre, barış kartı bir seçim propagandası olarak masaya sürülebilir. Tekrar adaylığına kesin gözüyle bakılan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, "terörü bitiren lider" olarak seçime girmek istemesi olası bir strateji olarak görülüyor. PKK'nın silah bırakıp kendini lağvetmesi durumunda, bunun en büyük seçim malzemesi olacağı açık.

İlginç bir detay da ulusal kanallarda ve sosyal medyada duyurulan Kürtçe ve Türkçe açıklamanın ardından gelen ek bir beyan. Gazeteci İsmail Saymaz'ın "dipnot" olarak nitelendirdiği bu açıklama, Sırrı Süreyya Önder tarafından yapıldı. Önder, Öcalan'ın deklarasyonunda bahsedilen adımlara, demokratik siyasetin önünün açılması ve hukuki tanınmanın eşlik etmesi gerektiğini belirtti. Peki, bu unsur neden resmi metinde yoktu?

Önder'in yanıtına göre, DEM heyeti önderle görüşmeyi bitirip ayrılırken, Öcalan, "Bunları da söyleyin," demiş ancak bu ifadeler metne girmemiş. Sebep? Vakit yetmemiş, kâğıt bitmiş, el yazısı metinde yer almamış...

Bu naif açıklama, anne-babaların çocuklarını yatışa ikna etmek için söylediği "Yatcaz kalkcaz, baba gelecek" sözlerini hatırlatmıyor mu? "Yatcaz kalkcaz, barış gelecek." Ancak gerçekler, bundan çok daha karmaşık.

Bugün Türkiye, ortadan kalkmasını temenni ettiği büyük bir belirsizliğin tam ortasında. Şu an sofrada bir bulamaç var, ama içinde ne olduğunu anlayabilen beri gelsin.

Soruyoruz: Ne yemeği bu?

Yanıt geliyor: Yemek yemeği.

Yerseniz.