Kavuk Sendromu (!)

Kavuk Sendromu (!)

2 Mar 2025

Murat Mete*

Ortaoyunu geleneğinin ustalarından İsmail Dümbüllü’nün vaktiyle kendi ustası Kel Hasan Efendiden aldığı “kavuk” halen Dümbüllü ailesinde bulunuyormuş. Her ne kadar İsmail Dümbüllü, kavuğu Münir Özkul’a “devretmiş” gibi görünse de aslında o, ortaoyununun diğer ana karakteri Pişekâr’ın başına taktığı “külah”mış. Rivayet o ki o zamanlar bazı rahatsızlıklar yaşayan Münir Özkul’a moral vermeye yönelik bir çabaymış kavuk olmayan kavuğun devir ve teslim töreni. E, peki neden büyük usta İsmail Dümbüllü bir diğer büyük usta Münir Özkul’a kavuğu layık görmemiş? Çünkü Özkul, tuluat sanatçısı değil; onun ustalığı modern tiyatroda! Dümbüllü, kavuğu almaya layık gördüğü birisi olmadığı için kavuğun, ölünce kendisiyle birlikte gömülmesini vasiyet etmiş ama bu istek dinen caiz görülmemiş. Bu nedenle de ailesi kavuğu muhafaza etmiş.

Açık kaynaklardan öğrendiğimiz bu bilgi doğruysa ki Münir Özkul’dan Ferhan Şensoy’a, ondan Rasim Öztekin’e ve son olarak da Şevket Çoruhlu’ya devredilen bu “kavuk”, gerçekten de fotoğraflarda gördüğümüz Kavuklu’nun kavuğuna değil Pişekâr’ın külahına benziyor; ortada başka bir problem var, demektir.

Amacım adı geçen ustaların ustalıklarını sorgulamak değil; hepsi de saygıdeğer, büyük ustalar. Mesele, asıl kavuğa layık olacak birisinin olmadığı düşüncesi!

Bir siyasi parti genel başkanı, ömrünün sonuna kadar genel başkanlıkta kalmak istemediğini, “geçmişi temiz biri olsa yarın bırakacağını” söylemişti bütün diğer partililerin ve potansiyel adayların gözünün içine bakarak. Mealen “hiçbiriniz benim gibi temiz değilsiniz ki” demek değil mi bu? İlginç!

Diğer siyasi partilerde bunu da duymak zor. “Gittiği yere kadar gider, ben olmasam bu iş biter” diyen liderler var çoğunda.

Konumuz sanat ya da siyaset değil. Konumuz liyakat ararken kendi liyakatimizi abartmak. Anladık, “kimse yoğurdum ekşi demez” ama arkadaş, şu dünyada senden daha iyisi yoksa bu dünya nasıl çorak bir yerdir böyle? Hem neye göre, kime göre liyakatli olmak? Bu standardı kim koydu? Seni kim, neye göre ölçtü; sen başkasını neye göre ölçüyorsun?

Herhangi bir meslekte “usta” dendiği zaman benim aklıma sadece o işi çok iyi yapan bir insan gelmiyor; tevazu da geliyor. Gerçek bir usta hala öğrenmekte olduğundan dem vurur, kendisini bir yönüyle öğrenci görür. Çırağını destekler, hatalarını düzeltir, başarılarını yüceltir. Hatta o hataları kendi üstüne alıp başarıları çırağına atfeden ustalar tanıdık. Hiçbiri “benim gibisi gelmez” demedi. Çırağını yetiştirdi, vakti gelince de kavuğu büyük bir tevazuyla devretti.

Po Ustaların Çekirgelere daha çok güvenmesi gerek. Sendrom yaratmayalım!


* Dr., Öğretim Görevlisi, İstanbul Bilgi Üniversitesi, Kuleli Akademi Kurucu Ortağı