3 Mar 2025
Can Zeren*
Pire Kâmil, o gece yine onlarca kez izlediği “Kara Veba” belgeseli karşısında uyuyakalmıştı. İşte Pire Kâmil böyle bir gecenin ardından yine güneş yerine televizyonun mavi loşluğuyla aydınlanan zifiri bir sabaha uyanmıştı. Bir süre kramp girmiş uzun bacaklarını ovuşturdu ağır ağır... Sonra aniden kanepeden salonun ortasındaki halıya sıçradı. Kiralık tek odalık bir evde her gün uyuyup uyandığı kanepenin yaslandığı duvarda altıncı yüzyılda gerçekleşen veba salgını onuruna tuval üzerine baskısı yapılmış Bizans İmparatoru 1. Justinian’ın mozaik portresi asılıydı. Bunun yanında duvara monte küçük bir raf üstünde binlerce pirenin kataloglandığı Rothschild’lerin pire koleksiyonu kitabının bir kopyası bulunuyordu.[1] Kitabın yanına pire kostümü giydirilmiş bir Rothschild biblosu yerleştirilmişti. Biblonun yanında duran seramik bir tablette ise Romalı şair Juvenal’in şiirinde geçen “panem et circenses” yani Latince “ekmek ve sirkler” anlamına gelen ifadeler yazılıydı.[2] Pire Kâmil, halı üzerinde yirmi santimlik sıçramalarla eşofmanının serili olduğu koltuğa doğru ilerledi. Eşofmanını giyip evden çıktıktan sonra çeşitli kedi ve köpeklerin sırtında iş yerine doğru ilerledi.
***
Pire Kâmil, işçileri eğlendirmek için bir maden sahasının yanında kurulmuş bir panayırda çalışıyordu. Bir popüler kültür emekçisiydi. Her gün yaptığı gibi turnikelerin üstünden zıplayıp içeriye girdi. Panayırda çıkacağı sahnenin kulisine doğru ilerledi. Zıp... Zıp... Zıp... Bir süpervizör girişte oyuncu pirelerin kıyafetlerini kontrol ediyordu. Süpervizör, Pire Kâmil’i baştan aşağıya süzdü. “Neden ısrarla takım elbise giymiyorsunuz?” diye sordu süpervizör. Ardından alaycı bir tavırla sözlerini sürdürdü: “Bu ülkenin en üst düzey makamı olan ‘Pire Sirki’ndesiniz ve takım elbise giymeyi reddediyorsunuz. Pek çok vatandaş sizin bu makama saygı göstermediğinizi düşünüyor. Şimdi gidin ve bugün sahneye çıkmayacak olanlardan birinin takım elbisesini giyin. Derhal!”
Pire Kâmil süpervizörü dinlerken yüzüne yamuk bir gülümseme takmıştı. Alaycı emire, alaycı bir gülümsemeyle yanıt vererek herhangi bir şey söylemeden kulise doğru zıpladı. Gardırobu karıştırıp kendine uygun bir takım elbise aradı. Pek seçeneği yoktu. Üzerinden dökülen, çuval gibi bir takım giymek zorunda kaldı. Giyindikten sonra ayna karşısında oyununa hazırlanmaya başladı. Bugün canlandıracağı karakterler arasında bir at arabası, bir çiftçi, bir yazar, bir barista, atlı karıncada bir çocuk, Napolyon Bonapart, Marie Antoinette, okeyde dördüncü, bir bankacı, bir futbolcu, bir madenci ve bir piyanist vardı. On dokuzuncu yüzyıldan bu yana devam eden pire sirklerinin yeni nesil temsilcisiydi Pire Kâmil [3]... Birazdan süpervizör ona bir koşum takacak ve onu canlandıracağı karakterlerin kullandığı nesnelere bağlayacaktı. Koşum takımları, geçim takımlarıydı. Beslenebilmek, tek odalık evinin kirasını ödemek için Pire Kâmil’in kanı emilecekti Drakula tarafından... Ekmeği için sirkteydi Pire Kâmil...
***
Paydos! Bağırış çağırışlar, yorgun argın kahkahalarla işçiler panayıra doğru yürüyordu. İşçi seyirciler yerlerini aldı. Bir kalabalık, bir cümbüş... Süpervizör açılış konuşmasıyla seyircileri coşturuyordu. “O bir at arabası! O bir Napolyon! O bir yazar! O bir çiftçi! O bir madenci! O bir futbolcu! O bir Marie Antoinette! Ve işte karşınızda Pire Kâmil!” Patlayan ellerden kopan alkış fırtınası arasında ışıklar söndü ve spotlar birden Pire Kâmil’in kitinden bedenini aydınlattı. İşçiler Pire Kâmil’in gösterisini dev bir büyüteç aracılığıyla büyütülerek projektör ile yansıtılan bir perde üzerinden izliyordu. Fransız general kıyafeti giydirilmiş ve bir at arabasına koşulmuş Pire Kâmil, sürgün yeri olan St. Helena adasında Napolyon Bonapart’ı oynuyordu. Napolyon şapkası kafasında, bir at arabası çekiyordu. Kahkaha tufanı sahneyi titretiyordu. Spotlar aniden söndürüldü. Sonra tekrar yandı. Şimdi süpervizör onu Marie Antoinette kılığına sokmuş, bir pastane dekorunda onu bir giyotine bağlamış ve giyotine küçük bir pandispanya dilimi yerleştirmişti. Yuvalarından fırlayan gözler ve hunharca gülüşler arasında Pire Kâmil zıpladıkça giyotinin ipini çekiyor, ipi çektikçe bıçak pandispanyayı dilimliyordu. Işıklar yine söndü ve başka bir karakter kılığında spotlar yanınca yeniden parladı Kâmil. Bu kez bir yazar olmuştu. Belki de tahtaya yazı yazan bir profesördü. Kendinden oldukça büyük bir mürekkepli kalemi çekiyordu. Kalemi çektikçe beyaz zemin üzerinde çizgiler oluşturuyordu. Sonra bir sabana bağlanmış bir çiftçi oldu. Toprağı sürdü. Sonra topa bağlanmış futbolcu oldu. Toprak sahada top koşturdu. Kahve çekirdeğine bağlanmış barista oldu. Bozuk para çeken bankacı oldu. Atlı karıncada çocuk oldu. Fildişi piyano tuşlarına bağlanmış piyanist oldu. Okeyde dördüncü oldu. Işıklar son kez sönüp yandığında bu kez seyircilerin karşısına bir madenci olarak çıktı. Pire Kâmil kömür dolu bir el arabasını çekiyordu. Önce birkaç seyirciden homurtular yükseldi. Sonra homurtular giderek yayıldı. Kâmil çekmeye devam ediyordu el arabasını... Maden işçileri öfkelenmeye başlamıştı. İşçiler, sahneyle seyircileri ayıran bariyeri devirerek sahneye doğru yürümeye başladı. Süpervizör sahnesinin önüne geçip kendini siper etti. Önce onu devirdi işçiler. Ardından sahneyi dağıtmaya başladılar. Güvenlik görevlileri isyanı bastırmaya çalıştı ama nafileydi. Bu arbedede Pire Kâmil koşumlarından kurtuldu. Kalabalık arasında zıplamaya başladı. İşçilerden birinin ayakkabısına sıçradı ve orada kendine tutunacak bir yer buldu.
***
Arbede sona ermişti. Şimdi tutunduğu ayakkabının sahibi olan işçi nereye giderse o da oraya gidecekti. “En azından bir eve gitmiş olurum ve geceyi orada geçiririm” diye kendini rahatlattı Pire Kâmil... Boynunda koşumların kesikleri vardı. Ayrıca bugün hiç beslenememişti. Uzun bir yürüyüşün ardından işçinin birden durduğunu fark etti. Bir kapı gıcırdayarak açıldı. Pire Kâmil hemen işçinin çorabına doğru atıldı. İşçi ayakkabılarını çıkardı ve evin içindeki derme çatma ayakkabılığa yerleştirdi. Bir evdeydi Kâmil. Günün yorgunluğu kokan çoraplarda dinlendi. Maden işçisi televizyon karşısında bir masada karısının yaptığı az mercimekli bol sulu çorbayı içiyordu. Karısına panayırda yaşananları anlatıyordu. Karı koca yemeklerini yedikten sonra ışıkları söndürüp hemen yandaki kanepeyi çekyat yapıp birlikte televizyonun karşısında uzandılar. Boş vakit de ne demekti! Bir an önce yatıp uyumaları gerekiyordu. Karanlıkta uyanacaklardı yine bir sonraki vardiya için... Televizyonun loşluğunda dışarıdan eve dolan is kokusu salonda dolaşıyordu. Ev soğuktu. İşçi çoraplarını çıkartmamıştı. Pire Kâmil işçinin yün çorabının üzerinde onlarla birlikte uzanıyordu.
***
Ekranda bir fare vardı. Kamera yavaş yavaş farenin kıllarına doğru yaklaştı. Kılların arasında bir pire... Tuncel Kurtiz seslendiriyordu pirenin kıllar arasındaki yolculuğunu... Karı koca uyuyakaldı belgeselin karşısında. Çok acıkmıştı Kâmil. İşçiye duyduğu minnetle çorabından etine doğru ilerleyip işçinin kanını yudumlamaya başladı. Ardından karısına sıçrayıp onun kanını da yudumladı. Çalışmaktan birbirlerine sarılmaya bile vakitleri kalmayan karı kocanın kanları birbirine karıştı Kâmil’in bedeninde... Beslenirken bir kavuşmaya vesile olmuştu Kâmil... İngiliz Şair John Donne’un 1590’larda yazdığı “Pire” şiirindeki pire gibi...[4] Şişti bedeni Kâmil’in ve kanepenin köşesinde bir küre gibi yığılıp kaldı. Karanlıkta uyanacaktı maden işçisi ve emeği unutulan, görmezden gelinen karısı... Ve Pire Kâmil de onlarla birlikte uyanacaktı... Şu evin kanepesinde her Allah’ın günü yeniden uyuyabilmek, uyanabilmek ve kendilerini yeniden üretebilmek için kalkıp gideceklerdi yeni vardiyalara sabahın köründe... Toprağı kazmaya, panayırlarda çalışmaya, panayırları yıkmaya ve belki de bir gün Drakula’yı devirmeye... Kimdi Drakula? Yoksa herkes biraz Drakula mıydı?
Uyandıkları kanepenin yaslandığı duvarda bir Justinian portresi, hemen yanındaki duvara monte rafta Rothschild’lerin pire koleksiyonu kitabının bir kopyası, pire kostümü giydirilmiş bir Rothschild ve “ekmek ve sirkler” yazılı bir tablet vardı.
Kaynakça
[1] Hopkins, G. H. E. & Rothschild, Miriam, 1908- & Mardon, D. K & Rothschild, Nathaniel Charles. (1953). An illustrated catalogue of the Rothschild collection of fleas (Siphonaptera) in the British Museum (Natural History) : with keys and short descriptions for the identification of families, genera, species and subspecies. London : Trustees of the British Museum.
https://nla.gov.au/nla.cat-vn2595158
[2] Juvenal, Satire X, 77-81
Juvenal. Satires: Book IV. Edited and translated by John Godwin. Oxford: Aris & Phillips, Oxbow Books, 2016. ISBN:9781910572320
Juvenal (Iuvenalis), M.S. 55-128 yılları arasında yaşamış Romalı şair.
Iuvenalis’in eseri Yergiler-Saturae başlığıyla Çiğdem Dürüşken ve Erdal Alova tarafından Türkçe’ye çevrilmiş ve Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayımlanmıştır.
[3] Pire Sirkleri tarihte gerçekten var olmuştur. Okuyucunun pire sirklerini araştırmasını dilerim. Hatta 2013 yılında Almanya’da yapılmak istenen bir pire sirki don vurması sonucu 300 pire aktörün ölmesi nedeniyle yedek pirelerle gerçekleştirilmiştir. https://www.bbc.com/turkce/haberler/2013/04/130401_almanya_pire
https://www.aa.com.tr/tr/yasam/pire-sirki-soguk-havaya-yenildi/259766
[4] John Donne, The Flea https://www.poetryfoundation.org/poems/46467/the-flea
Şiirin Türkçesi’ne Nisan 2023’te Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan John Donne, Seçilmiş Şiirler kitabından ulaşılabilir. Çeviren Bülent R. Bozkurt.
*Dr., Öğretim Görevlisi, İstanbul Bilgi Üniversitesi