2 Şub 2025
Can Zeren*
Sabah koşusundaydı Murat. Akıllı saatindeki adımsayar fır dönüyordu. On bin adıma doğru koşuyordu yağmurlu sabahta. Koştukça ardında bırakıyordu “kırik kırak” seslerini… Kırik kırak. Asfalttaki petrollü su birikintisindeki renk kuşağını dağıttı bir adımı. Bankta oturan bir emeklinin elindeki muhalif mi yandaş mı belli olmayan gazeteyi titretti rüzgârı. Kanatlarını açmış karabataklı dalgakıran uzanıyordu bir yanında. Dipte gündelik hayattan habersiz, kırılmayı bekleyen bir fay vardı jeolojik zamanın hızında. Yağmura doğru sürünen salyangozların enkazlarını ardında bırakıyordu sabah koşusu. Kırik kırak.
***
Eve dönmeden önce meydanda oturup soluklanmaya karar verdi Murat. Meydanda bir cambaz ve yanında bir tellal. Meşhur cambazın kaşı, gözü ve uzuvları tellala kilitli. Tellal çığırıyor tüm hüneriyle teşhir ederken prangalı şöhreti. Meydanın bir diğer köşesinde bir ateş yanıyor. Felaket tellalı ateşe durmadan odun atıyor. Günü iyi bir tellaliye ile kapatmak için ateşini harlı tutuyor. Yapmış yine siftahını felaket tellalı. Hemen yanına tezgâh açmış bir şom ağızlı. Kitlesinden nasipleniyor felaket tellalının. Duvarda bir yüz kremi ilânı. Genel kabul görmüş güzellik standartlarına uygun bir genç kadın gülümsüyor. Yüz kremi salyangoz özütlüymüş. Setteki fotoğrafçı, teninin ipeksiliğini vurgulamak için kadından parmaklarını yanağına koymasını istemiş. İlânın önünde bir tellal çığırıyor: “Şu yüze bakın, şu güzelliğe, şu tene. Bu tenin arkasında sahillerimizden etik bir şekilde hasat edilmiş yerel salyangozlarımız var.” Bir tellal daha var ve bir tane daha... Kentsel dönüşüm ve emlâk tellalları çığırıyor: “Fay kırılmadan geçin dayalı döşeli dairelerinize.” Daire! Ne tuhaf sözcük! Bütün yapılar köşeli olmasına rağmen oturduğumuz yerleri yuvarlak hatlı bir şekil ile işaret ediyoruz. Herhalde gündelik hayatta örselenip dönüp dolaşıp gelinen fahiş fiyatlı kısır döngü anlamında kullanıyoruz. Bu sırada felaket tellalının yanında bir başkası yangın söndürme tüpleri, sensörler, kameralar, alarmlar dizmeye başlıyor. Güvenlik tellalıymış. O da çığırıyor. Felaketçi harladıkça ateşi, tüplerin fiyatları artıyor. Aniden cambaz ile tellalının yanında bir hokkabaz beliriyor tellalıyla... Tellalların nidaları birbirine karışıyor. Meydanda kültürel hegemonya için çığırtkanlık çatışması... Aslında bu tellallar da ayrı birer hokkabaz, ayrı birer cambaz idi, başkalarının hokkalarıyla ve canlarıyla oynayan... Oysa tellallık îtimâda şâyan olmayı gerektirirdi. O sırada jilet gibi kıyafetiyle haber tellalı da yerini almıştı. Gerçi her tellal bir haber verirdi kendinin yahut müvekkilinin çıkarından… Fakat bu tellal, olan bitenin haberini verip komisyonunu alırdı. Haber tellalı birazcık yeni vergilerden, yeni zamlardan ve torba yasalardan bahseder, sonra biraz müzevirlik yapar, ardından fahiş fiyatlardan söz açar, sonra biraz gözaltılar ve soruşturmalar, biraz cinayet, biraz trafik kazası, biraz köprü ve yol geçiş ücretleri, biraz da çöken binaların, yangınların, yıkımların, harabelerin haberini verirdi. Muratlarına erenlerin hikâyelerini dinleyip kerevetlerinde can veren insanların haberlerini iletirdi tellal 7/24… İnsanların kabuğunu ezen o ayaklar kimlerindi? Bununla ilgili bir bilgi yoktu tellalın haberlerinde… Varsa yoksa enkaz estetiği ve acıklılaştırılmış mucize kurtuluş haberlerinden merdiven altı merhemler… Ezenin ayaklarını hareket ettiren, her daim yağladığımız biyomekanik sisteme dair bir bilgi yoktu.
***
“Bütün insanlar, doğal olarak unutmak isterler, unutmayı arzularlar. Yok, yok! Bütün insanlar, doğal olarak, unutkandır. Hangisi? Unutmak istemek mi, unutkanlık mı? Aman neyse! ‘Bütün insanlar, doğal olarak bilmek isterler’[1] diyen Aristoteles’e bin selam!” diye boşluğa seslenerek geçti meydandan sirke satan bir berduş… Bu olan bitenler de unutulacak, tellallar komisyonunu alıp yine tezgâhlarını kapatacaktı. Evet, bu yozluğun tellalıysan biraz da hokkabaz olacaktın, cambaz olacaktın. En önemlisi dilbaz olacaktın, düzenbaz ve elbette değerbaz… Hokka ile oynayan, can ile oynayan, dil ile oynayan, düzen ile oynayan, değerler ile oynayan. Tellallar, olanı değil, haberi anlatıyor. Haber, olay değildir, yarım olaydır. Kirli olay. Her olay da zaten kirlidir biraz… Haber de kir üstüne kir… Haber, parazitli olaydır. Her tellal biraz parazitlidir. Her tellal da ticaret ve iletişim alanıyla meşgul olduğundan birilerinin ve bir şeylerin paraziti olmak durumunda kalabilir. İletişim ve habercilik ile sınırlı kalarak parazitlerle mücadele eden güvenilir tellallara gerçek bağımsız gazeteci denebilir. Unutma ve yolsuzluk gibi parazitlerle mücadele ederek yol göstermeye çabalar gerçek tellallar. Çünkü tellal, asıl yazım biçimiyle dellâl, özünde Arapça “yol gösterme” anlamındaki “delâlet” ve “kılavuz, kanıt” anlamlarındaki “delil” sözcüklerinden köklenir.[2] Şu hâlde, dalâlete düşmüş tellalların ve müşterilerin ortasında elbette hakikati savunan ve delâlet eden tellallar da vardır ve olacaktır. Peki hakikati savunan, yol gösteren, kılavuz olan, güvenilir tellallar herkes bu kadar unutkansa ya da unutmayı arzuluyorsa ve ortalıkta onları savunan kimse kalmamışsa nasıl yaşarlar, nasıl sürdürürler bu mücadeleyi?
***
Bandosu, tellalları ve kalabalığıyla çarşıdan meydana doğru geliyordu adaylar, vekiller ve şehreminleri… Haliyle dalkavuklar, yaltakçılar, yağcılar akın etti birden. Bu sırada meydanın bir diğer köşesinde yerini almıştı muhabbet tellalı. Başladı yine çığırmaya. “Zevklerin zevklerini tattıracak size, altınızda ve üstünüzde! Ancak önce oyunu kazanmalısın. Bul karoyu, al karıyı! Bulamazsan karoyu, ver parayı, al karıyı!” şeklindeki pazarlama tekerlemesini her söyledikten sonra hunharca kahkahasını basıyordu. Her muhabbet tellalı mesleğe üç kâğıt oynatarak başlardı. Yalnız bu muhabbet tellalının tezgâhı ilginçti. Sonucunu unuttuğu bir seçimin oy verme kabinini çalmış, onu bir muhabbet kabinine dönüştürmüştü. Karoyu bulan ve parayı veren kabine giriyordu. Az önce üzerinden örtüsünü sıyırıp teşhir ettiği fahişeyi muhabbet kabinine sokması da ne tuhaftı. Demin her şey ortadaydı, şimdi saklı. Anırmalar hariç. Kılıf lâzım kılıf. Kılıf işler, el övünür. Karoyu bulanların ve parayı verenlerin muhabbet kabinine girmeden önce yıkanması, aklanıp paklanması gerekiyordu. Zaten hiç karoyu bulan da çıkmıyordu. Hemen yanda bir tellak, göbek taşını kurmuş parayı verenleri bekliyordu. Tellak, fahiş fiyatlı sabununu köpürtmeye başladı. Köpükler büyüdü, meydanı doldurdu. Herkes birden ak kaşık olmuştu. Bazı müşteriler köpüklerin arasından birbirlerine hakaret ediyordu. En ak kaşık olanın mesleği küfür olmuştu. Köpüklerin arasından gövdeleri ve kollarıyla yükselen adaylar, vekiller ve şehreminleri hamam kokulu meydanda hitabet sanatlarını konuşturuyorlardı.
***
Bu hengameye pusetleriyle katıldı birkaç anne. Meydandaki banklara oturdular. Pusetlerin önünde birer küçük masa. Masalarda tabletler. Tabletlerden gelen sesler: “Karpuz adam, şip şap şop.”[3] Pış pış artık eskilerde kaldı. Karpuz medya iş başında! Video tellalı onu öneriyor, en çok izlenenler arasında... Oyalanma meydanında çocuk eğliyorlar. Şip şap şop. Oyalanma dünyasında çocuk ağlaması ilk isyan, ilk efendilik, ilk kölelik… İşte böyle başladı murat etmeler. Böyle başladı masallar. Kırmızı başlıklı bir kız geldi yanında tasmalı oyuncak köpeğiyle. Selfi çekiyor. O da kendi kendinin tellalı hepimiz gibi. Bir masal kahramanı olarak hikâye paylaşacak belki birazdan sosyal medyada. Üzerinden parmaklar kayacak köpüklü ekranlarda, başka yerlerde, başka zamanlarda... Arkasından belki bu köpüklü meydandan paylaşılan başka hikâyeler akacak. Fenomen tellallar bir şeyler tanıtacak foşur foşur, mis gibi… Çikolata şelaleleri, yüz kremleri, yağ akıtan kebapçılar, baklava cambazları, ete vuran kasaplar, turistik pozlar, 90’lardan nostaljik nesneler, sakızlar, gofretler, klipler… Meydan ve medya her gün keselenince köpük köpük, pırıl pırıl kamusal alanda herkes tüketici oluyor, yurttaş olmaktan önce. Mis kokulu ifadeler ve dezenformasyonla mücadele… Neşriyat tıraşçıları medyada ve meydanda iş başında! Bir ötüşün pet shop kafesinde biter bülbülüm. Tıraşçılar tellalları da tıraşlıyor ve kafese atıyor. Üstelik yozlaşmış tellalların da özünde tıraşçı olmasına rağmen… Asker, Amerikan, alabros, badem, pos, kaytan, bob, küt, katlı, fönlü, kâkül, kaş, bıyık, makas…
Haydi şimdi bırakalım tıraşı da kulak verelim Şenay’ın 1980 yılından şarkısına[4]:
Honki ponki toninok
Çalona bimbo borirok
Muşi muşi hubobo kozizok
Çiki çiki şayne tikitaktok
Hiçbir anlamı yok
Bu sözlerin
Sadece rahatlamak için
Söyledim
Sen de mi öğrendin? Aferin!
Haydi gel beraber söyleyelim.
Kaynakça
[1] Aristoteles Metafizik kitabına bu cümleyle başlar. Metin içinde kullandığım cümle Ahmet Arslan çevirisinden alınmıştır.
Aristoteles, Metafizik, çev. Ahmet Arslan (İstanbul: Sosyal Yayınları, 1996), I. Kitap (A).1, 980a20.
Bir başka çeviride cümlenin Türkçesi şu şekildedir: “Tüm insanlar doğal olarak bilmeye iştah duyarlar.” Aristoteles, Metafizik, çev. Y. Gurur Sev (İstanbul: Pinhan Yayıncılık, 2021), A.1, 980a22.
Orijinali: Πάντες άνθρωποι του ειδέναι ορέγονται φύσει (Pantes anthropoi tou eidenai oregontai phusei)
[2] “Tellal” (dellâl) sözcüğünün kökeni ve anlamları için bkz.
Nişanyan Sözlük, s.v. “tellal”, erişim 29 Ocak 2025, https://www.nisanyansozluk.com/kelime/tellal
Kubbealtı Lugatı, s.v. “tellâl,” erişim 29 Ocak 2025, https://lugatim.com/s/tellal
Kubbealtı Lugatı, s.v. “dellâl,” erişim 29 Ocak 2025, https://lugatim.com/s/DELL%C3%82L
Aşağıdaki kaynaklardan Osmanlılar’da tellallık mesleğine ve tellalların niteliklerine ilişkin bilgi alınabilir. Özetlemek gerekirse, bu kaynaklarda tellallar ticarette aracılık, bir nevi simsarlık yapan, bir kimsenin malını teşhir ederek, duyurarak satışını yapan veya çeşit çeşit haberleri, önemli olayları, duyuruları, resmi ilânları kalabalık alanlarda bağırarak halka ileten kişiler olarak iki ayrı görevle iki tip olarak tanımlanmıştır. Ticari alanda çalışan tellallar ilişkide oldukları iş kolunun ismiyle anılmıştır. Ayrıca iletişim çalışmalarını ilgilendiren bir şekilde tellalların bir “haberleşme” ve “iletişim” aktörü olduğu özellikle Tan’ın 2023 makalesinde vurgulanmış ve burada ayrıca haber tellalları ele alınmıştır. Halaçoğlu ile Koçu’nun ansiklopedi başlıklarında da iletişim teknolojilerinin gelişmesiyle haber tellallığının ortadan kalkmasına birer cümle ile değinilmiştir.
Halaçoğlu, Yusuf. “Dellâl.” TDV İslam Ansiklopedisi, cilt 9, 145–146. Istanbul: Türkiye Diyanet Vakfı, 1994. TDV İslam Ansiklopedisi Elektronik Ansiklopedi. Erişim 29 Ocak 2025. https://islamansiklopedisi.org.tr/dellal.
“Dellâl, Dellâllar.” İstanbul Ansiklopedisi, ed. Reşad Ekrem Koçu, cilt 8, 4371–4372. İstanbul: Koçu Yayınları, 1966. İstanbul Ansiklopedisi Web Projesi. Erişim 29 Ocak 2025. https://istanbulansiklopedisi.org/handle/rek/12567.
Tan, Seda. "Osmanlı Devleti’nde Tellallık Kurumu; Osmanlı Tellal ve Münadileri," Milli Folklor, vol.18, no.139 (2023): 68-81. https://doi.org/10.58242/millifolklor.1062342
[3] Pırtık, “Karpuz Adam - Yaz Meyvelerini Öğreten Şarkı,” YouTube, 19 Haziran 2018, video, 4:36, https://youtu.be/iyQAXoZb5-U?si=5xZ9z4edySpGKQi3
[4] MuzikPlay, “Şenay – Honki Ponki (Official Audio),” YouTube, 4 Ocak 2014, video, 4:36, https://youtu.be/IjkVJv81D_E?si=O3jKUisu7txkRBhY
*Dr., Öğretim Görevlisi, İstanbul Bilgi Üniversitesi